Biyografi :> The Cure
Mayıs 8, 2008 on 5:43 pm | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No Comments->
The Cure; “Easy Cure” adıyla; Crawley, Sussex’de ki St Wilfrid’s Comprehensive okulunda öğrenci olan Robert Smith (solist) ve okul arkadaşları, Michael Dempsey (bas) ve Laurence ‘Lol’ Tolhurst’dan (davul) oluşan bir ekiple 1976 yılında kuruldu. Punk’ın ilk alevlendiği yıllarda grup kendine uygun bir çıkış yolu bulduğunda,
Albert-Camus’den esinlendikleri ‘Killing An Arab’ın da içinde olduğu albüm “The Peel Session”ı bağımsız bir plak şirketi olan Small Wonder Records’tan 1978 yılının ortalarında yayınladı. Bu parçayla grup; prodüktör ve Fiction Record’un müdürü Chris Parry’nin dikkatini çekmeyi başardı.
1979 yılının Mayıs ayında grup; özellikle 60’lı yılların Brit ritmlerinin bulunduğu ‘Boy’s Don’t Cry’la bir çok müzik eleştirmeninden olumlu eleştiriler almaya başardı. Bir sonraki albüm “Three Imaginery Boys” da aynı olumlu eleştirileri alınca grup; Siuoxsie and The Banshees’le birlikte albümü tanıtmak amacıyla düzenlenen bir konser verdi. Ayrıca bu organizasyona Smiths’de katıldı. Bir başka güçlü çıkış yapan single ‘Jumping Someone Else’s Train’ bağımsız listelerde çok başarılı olurken, uluslararası listelere girmeyi kıl payı kaçırdı.
‘Cult Heroes’ adıyla çıkış yapan ‘I’m A Cult Hero’ single’ı yeterli ilgiyi bulamadı ve single’ın yayınlanmasından sonra basçı Michael Dempsey gruptan ayrıldı. Dempsey’in yerine çok kısa bir süre grupta kalıp daha sonra ayrılan ve gruba Robert Smith’in davetiyle tekrar 1985 yılının 20 Haziran’ında katılan, Simon Jonathan Gallup geçti. (16 Kasım 1979) Bu sırada gruba klavyeci Mathieu Hartley’de katıldı. 1980 yılının baharında Cure, bir rock grubundan çok bir pop grubu kadar para kazanmaya başladı.
“Seventeen Seconds” albümlerinden çıkardıkları; 12 inch’lik single ‘A Forest’ grubun ilk kez İngiltere Top 40’a girmesini sağlarken ikinci güçlü çıkış yapan minimalist bir klasik olan albüm ‘17 Seconds’la grup; Top 20’ye girmeyi başardı. Cure’un çalışmaları; düzenli olarak müzik listelerinin alt seviyelerinde yer almaya başladı. 1981 yılında çıkardıkları “Faith” albümlerinden piyasaya çıkan ‘Primary’, ‘Charlotte Sometimes’ ve ‘Faith’ single’larıyla bulundukları pozisyonu pekiştiren grup, bir sonraki yıl için, yeni çalışmalarının izini sürmeye başladı.
Grubun “Pornography”le yaptığı hamle İngiltere Müzik Listeleri’nde ki yerlerini tehdit etmeye başladı. Fakat bunun yanında grubu ilgilendiren daha önemli problemler de vardı. 1982 yılında; klavyeci Hartley ve bir diğer yeni eleman olan Gallup gruptan atıldı. Yerlerine Phil Tornalley ve Steve Gouldin geldi. Bu sırada Smith geçici bir süreliğine, John McGeogh’un yerine Siouxie and The Banshees’e katıldı. Aynı zamanda grubun ‘Dear Prudence’ adlı parçasına da gitarıyla eşlik etti. Smith, daha sonra Banshees’den Steve Severin ve Jeanette Landray’la Glove’da bir kez daha çalışma imkanı buldu.
1982 yılının Mayıs ayında İngiltere Müzik Lisyelerin’de ilk ona giren albümleri “Pornography” çıktı. Bu sırada albümden ‘The Hanging Garden’ singleları piyasaya çıktı. Ve Simon Gallup gruptan ayrıldı. Gallup’un gruptan ayrılmasıyla Smith, grubun biraz zamana ihtiyacı olduğunu farketti.
Bütün bunlar olup biterken The Cure, albüm çalışmalarına devam etti ve 1983 yılında “Japanese Whispers” adlı albüm piyasaya çıktı. Bu albümden çıkan ve elektronik bir alt yapıya sahip olan ‘The Walk’ single’ı İngiltere Top 20’ye başarılı bir giriş yaptı. 4 ay sonra grup ‘Love Cats’ adlı parçalarıyla ilk ona girmeyi başardı. 1984 yılında bir Cure albümü olarak piyasaya çıksa da aslında Robert Smith’in albümdeki hemen hemen bütün enstrümanları çalmış olduğu “The Top” piyasaya çıktı. Albüm, İngiltere Müzik Listeleri’ne ilk ondan giriş yaptı. Albümden çıkan ‘The Caterpillar’ ise listelerde ilk 20’de yer aldı. “The Top”un turnesinde Cure; davulda Andy Anderson, basta Phil Tornalley, ve gitarda Porl Thompson’dan oluşan bir ekipti. Fakat bazı sebeplerden dolayı turne sonunda Andy Anderson ve Phil Tornelley gruptan ayrıldı. Onların yerine bateride Boris Williams ve gitarda Simon Gallup geçti.
Cure; sadece eklektik ve alışa gelmişin dışında bir müzik yapmakla kalmayıp, yaptıkları bu yeniliklerle çok geniş bir dinleyici kitleside kazanmış oldu. Smith’in ağır göz makyajı, koyu kırmızı ruju ve dağınık saçları; Tim Pope’un grubun parçalarına çektiği klipler kadar dikkat çekiciydi. 1985 yılında grup, o zamana kadar çıkarmış olduğu en başarılı albümü piyasaya sürdü. “The Head On The Door”. Albümden çıkan en başarılı single ‘In Between Days’ oldu. Bu single’ı ‘Close To Me’ takip etti.
Daha önce çıkarmış oldukları singlelarının toplaması olan “Staring At The Sea”yi piyasaya sürdüklerinde grup, bu piyasada kalıcı olduklarının altını bir kez daha çizmiş oldu.
The Cure 1987 yılında Güney Amerika Turnesi’ne çıktı ve burada İngiltere Müzik Listelerin’de Hit Olacak parçaları ‘Why Can’t I Be You’, ‘Catch’ ve ‘Just Like Heaven’ı çıkardı. Bu parçalar çıkardıkları son double albüm “Kiss Me, Kiss Me, Kiss Me”nin içindeydi, aynı zamanda bu albüm İngiltere Müzik Listeleri’nde ilk 40’a girdi.
1988 yılında “The Imaginary Years” adında bir Cure belgeseli piyasaya çıktı. İki yıl aradan sonra grubun “Disintegration” albümü piyasaya çıktı. Smith’in artık ölmek üzere olan bazı şarkı sözleriyle hazırlanan parça İngitere Listeleri’nde 3 numaraya kadar yükseldi. Bu sırada grup bazı single’larını piyasaya sürmeye devam etti. Bu single’lar; ‘Lullaby’, ‘Lovesong’, ‘Pictures Of You’ydu. Bu single’lardan “Lullaby” için çekilen klip, o yıl düzenlenen Brit Ödülleri’nde en iyi klip ödülünü aldı. Single’lar ve albümler piyasaya çıkmaya devam ederken grup üyeleri de değişmeye devam ediyordu. Grubun kuruluşunda yer alan ‘lol’ adıyla tanınan, davulcu Laurence Andrew Tolhurst gruptan ayrıldı. Cure Amerika’da verecekleri konserlere devam edeceklerini açıklarken, Robert Smith artık grubun vereceği konserlerde bulunmayacağını söyledi.
1990 yılında; grubun daha önce çıkardığı parçalarının remixlenmiş ve yeniden kaydedilmiş versiyonlarının yer aldığı “Mixed Up” adındaki double cd piyasaya çıktı.
1991 yılında Cure, Brit Ödülleri’nde en iyi İngiliz grup ödülünü aldı.
Cure 1992 yılında, Robert Smith, Gallup, keyboard ve gitarda Perry Bamonte, gitarda Porl Thompson ve davulda Boris Williams’dan oluşan bir ekiple “Wish” albümünü çıkardı. Bu albümle Cure, bir kez daha dünyanın en başarılı gruplarından biri olduğunu ispatladı. Albüm, İngitere Müzik Listeleri’ne 1 numaradan, Amerika Müzik Listeleri’ne ise 2 numaradan giriş yaptı. Albümden bir çok müzik eleştirmeni tarafından Cure’un en başarılı single’ları olarak nitelendirilen ‘High’, ‘Friday I’m In Love’ ve ‘A Letter To Elise’ çıktı. Bu albüm için verdikleri konserler “Live” albüm olarak piyasaya çıktı ki bunlardan bir tanesi çok sınırlı sayıda piyasaya çıkan “Paris” konserleriydi.
Haziran 1993’de “Wish” albümünün tanıtım turnesi’nin ardından, Paul Stephen Thompson gruptan ayrıldı. Thompson; ailesiyle daha fazla vakit geçirmek ve uzun yıllar Cure için yaptığı sanatsal çalışmalara ağırlık vermek istediği için gruptan ayrıldı.
Bütün bunlar olurken Cure; “The Crow” filminin soundtrack’i için ‘Burn’ adlı parçayı kaydederken; Jimi Hendrix’in tribute albümü “Stone Free” için ‘Purple Hazel’ın tekrar keydını yaptı. Bu sırada gruptan daha önce ayrılan Tolhurst; Robert Smith’e, gruba ve plak şirketi Fiction Records’a haklarının ödenmediğini söyleyerek dava açtı. Davayı Tolhurst kazandı ve yüklü bir tazminatla mahkemeden ayrıldı. Dava sürerken, baterist Boris Williams gruptan ayrıldı ve yerine Jason Cooper girdi. Cooper’la birlikte gruba keyboardçu Roger O’Donnel’da tekrar katıldı.
1995 yılında Cure “Judge Dredd” filminin soundtrack’i için ‘Dredd Song’u kaydetti. Grup; XFM’e verdiği desteği de David Bowie’nin ‘Young Americans’ parçasını tekrar seslendirerek gösterdi. Grup aynı yıl üçüncü kez Glastonbury Festivali’ne katıldı.
Festival’den sonra grup; 1996 yılının Mayıs ayında piyasaya çıkacak olan “Wild Mood Swings” albümünün çalışmaları için stüdyo olarak kullandıkları Jane Seymour’a ait malikaneye döndü. Bu albüm çıktığında grupta yer alan üyeler; Robert Smith, Perry Bamonte, Simon Jonathan Gallup, davulda Jason Cooper ve keyboard’da Roger O’Donnell’dı. Albümden, ‘The 13th’, ‘Mint Car’, ‘Strange Attraction’ ve ‘Gone’ adlı single’lar çıktı. Grup albümün tanıtımı için dünyanın çeşitli yerlerinde 100’den fazla konser verdi.
1997 yılının Ocak ayında Robert Smith, çocukluk yıllarının idolü olan David Bowie’nin 50. Yaşgünü için New York’ta - Madison Square’de düzenlenen partiye davet edildi ve sahnede idolüyle bir parça seslendirdi.
Aynı yıl, grubun single’larının toplandığı “Galore” adlı toplama albüm piyasaya çıktı. Albümde ‘Wrong Number’ adlı bonus bir parça da yer alıyordu.
1998 yılında Robert Smith South Park’ın bir bölümünde; dünyayı Mecha Streisand adlı bir şeytandan kurtaran tip rolünde yer aldı. Ayrıca bir Trey Parker/Matt Stone filmi olan “Orgazmo” için ‘A Sign From God’ adlı parçayı kaydetti. Cure ayrıca, Depeche Mode’un tribute albüm için ‘World In My Eyes’ adlı parçayı kaydetti. X-Files’ın albümü için de ‘Something More Than This’ adlı parçayı kaydetti.
Avrupa’nın çeşitli yerlerinde gerçekleşen 12 Festivale katıldıktan sonra grup, Jane Seymour’a ait olan malikaneye geri döndü. 1999 yılında albümün kayıtlarını tamamlayan grup “Bloodflowers”ı piyasaya sürdü.
Biyografi :> Trivium
Mayıs 6, 2008 on 5:18 pm | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No CommentsTrivium 2000′li yıllarda Metal dünyasına girmiş ve genç yaşlarına rağmen mükemmel müzikler çıkarmıştır.Plak şirketlerinin onlarla ilgili ”Metalin Geleceği” tanımlaması Trivium’un şimdi ve ilerde ne kadar büyük iş başarıcağının göstergesi olmuştur.Grubun solisti Matt Heafy Japon asıllı bir amerikandır ve 21 yaşında olmasına rağmen kendisinden çok fazla şey beklenmeye başlanmıştır.Gitarist Corey Beaulieu 24 yaşında ve grubun bu denli tutulmasını sağlayan soloların yaratıcısıdır.Baterist Travis Smith 25 yaşındadır ve onun için grubun en yaşlısı diyebiliriz.Bassçı Paolo Gregoletto 22 yaşında ve özellikle sahne performansıyla kendinden çok fazla söz ettiren biridir.
Grup şuana kadar 3 albüm çıkarmış ve bunlar Ember to Inferno,Ascendancy ve The Crusade’dir.
Biyografi :> Pentagram ( MezarKabul )
Mayıs 4, 2008 on 8:35 pm | In Biyografi, Türk Rock Grupları | No CommentsPentagram’ın temelleri, Hakan Utangaç, Cenk Ünnü ve Kenan Bozoğlu tarafından 1984 yılında Bursa’da kurulan Thunders’ adlı lise grubu ile atılmıştır. 1986 yılında Kenan Bozoğlu’nun ayrılmasının ardından Cenk Ünnü ve Hakan Utangaç Pentagram adı ile çalışmalarına devam etmişlerdir.
Pentagram’ın temellerinin atıldığı bu dönemde, Hakan Utangaç gitar ve vokal, Cenk Ünnü davul ve Kaan adlı bir arkadaşları da bir süre bas gitar çalmıştır.
1987 yılında bas gitarda Tarkan Gözübüyük ve solo gitarda Ümit Yılbar’ın katılımıyla Pentagram grubunun ana kadrosu şekillenmiştir.
Grup, ilk ciddi sahne deneyimini İstanbul Bağcılar’da bir düğün salonunda yaşadı. Buradaki konserde yaklaşık 200 kişilik bir izleyici grubuna seslenildi. Sahneyi, vokalistliğini Gökhan Semiz’in (Grup Vitamin vokalisti) üstlendiği AC/DC tarzında müzik yapan bir grupla paylaşmışlardı. Pentagram’ın bu konserde 5 tane şarkı çalması planlanmıştı. Ancak, henüz beşinci şarkıya gelinmeden masalar, sandalyeler kırıldı. Türkiye ilk kez Thrash Speed Metal müzikle tanışıyordu. Bu coşku içinde düğün salonunda kırılmadık masa, sandalye vs. kalmadı. Konser bittikten sonra Pentagram üyeleri, düğün salonundaki hasardan dolayı oluşan zararı da karşılamak zorunda kaldılar. Daha sonra Moda Sinemasında bir konser daha verir grup. Şimdi de kulanılan pentagram logosu bu konserin afişi için Hakan Utangaç tarafından elle çizilmişir. Bu konser sonrasında oluşan hasarı yine Pentagram ve konserde bulunan diğer gruplar üstlenir ve sinema bir ay sürecek tadilat dönemine girer. Kimileri Cenk’in davulunun rehin bırakıldığını bile söylemektedir. Bu konser daha sonra “Efsane Moda Konseri” olarak hafızalara kazınır.
“O yıllarda şimdiki kadar rock - metal dinleyen insanlar çok çok azdı. Öyle 14 - 15 kişi bir araya gelip beraber müzik dinlerdik, müzik yapmaya çalışırdık genellikle. Bakırköy tayfası, Avcılar tayfası gibi kodlamalar vardı. Üstümüze o zamana göre çok ters sayılacak şeyler giyerdik; bilekliklerimizi kendimiz hazırlardık Mercan’dan piramitler alıp. Çok laf yedik, tepki çektik. Öyle bir dönemdi, hatta kolsuz tişört giymenin bile homoseksüellik sayıldığı yıllardı. Sonra Rambo çıktı da insanlar alıştılar buna. 80′ler güzeldi ama Türkiye için zor yıllardı. Dünyada da heavy metalin sıçrama yaptığı, enstrümanların kalitesinin arttığı heavy metalin en güzel günlerini yaşadığı dönemlerdi. Türkiye’de, darbe sonrası yasakların olduğu, insanlara yapılan baskıların getirmiş olduğu stres ve zorlukları yaşadık bizler. Öyle bir nesil olarak yetiştik…
Murat İlkan
Murat İlkan
İlk konserimizi Bağcılar’da verdik bir düğün salonunda. O zamanlar eski Vitamin grubunun solisti Gökhan vardı (Allah rahmet eylesin, trafik kazasında öldü.) İşte, onun vokal yaptığı şu an ismini hatırlayamadığım AC/DC tarzında Türkçe sözlü müzik yapan bir gruba konuk olduk. 5 parça çalıp inecektik ama biz daha 5. parçaya gelemeden birden her şey yıkıldı salonda. Sandalyeler, masalar, her şey kırıldı. Türkiye’de verilen ilk speed metal konseriydi ve yaklaşık 150 - 200 kişi koskoca düğün salonunu yıkmıştı. Daha sonra düğün salonun sahibi geldi “ne oluyor” filan dedi. Yine biz ödemek zorunda kaldık kırılanların masraflarını…”
Bu dönemde, Pentagram, ilk albümlerini çıkarmak için çalışmalara başlamıştı. Açık Hava Tiyatrosu’nda verdikleri konser sonrası, solo gitarist Ümit Yılbar grupla yollarını ayırdı. Yeni bir solo gitarist arayışına giren grup, Ümit Yılbar’dan boşalan yere, solo tekniği çok gelişmiş olan Murat Net’i getirdi. Kadro tamamlandıktan sonra, albüm kayıtlarına başladılar. Albümün kayıt aşaması yaklaşık 10 ay sürdü. 1990 yılında, NEPA Müzik etiketiyle Pentagram albümü müzik piyasasındaki yerini aldı. Grup, yurtdışında da adından söz ettirebilmeyi hedefliyordu; bu nedenle albümdeki şarkıların tamamı İngilizce sözlüydü. Albümün kapak tasarımı ise yarışma sonucu belirlenmişti. Yarışmaya katılan 120 adet kapak resminin arasından, Tunç Örer isimli katılımcının eseri olan bir suluboya çalışma, kapak resmi olarak seçilmişti. Albümde; Intro (Wreck), Rotten Dogs, Mephistopheles, Metal Not Dead, Los Magandos, Asharoth, Bloody Gilliotine, Powerstage, Dimensions Of Death, Pentagram ve Deceptive Bells şarkıları yer alıyordu. Özellikle, Rotten Dogs ve Powerstage şarkıları hit oldu. Powerstage şarkısı, Pentagram severlere ithaf edilmişti ve kurulan hayran kulübüne “Powerstage” adı verilmişti. Albüm satışları çok iyi gitmeye başladı. İlk olarak 5.000 adet basılan albüme olan yoğun talepten dolayı albümün ikinci basımı da yapıldı. Yaklaşık 30.000 adet satan albüm, metal müzik tarzında bir rekora imza atmıştı.
Grup, bu ilk albümle birlikte birçok konsere çıktı. Bu konserler de çok başarılı geçiyordu. Konser kayıtlarından oluşan bir albüm çıkarma fikri oluştu ve çok geçmeden bu fikir, meyvesini de verdi. Konser kayıtlarından oluşan “Live At The Trail” albümü yayınlandı. Bu albümde, vokalistliğe Bartu Topbaş ve solo gitardan ayrılan Murat Net’in yerine de, yine bu işte ustalaşmış bir isim olan Demir Demirkan’ın geldiğini görüyoruz. Albüm kapağında, Pentagram logosunun altında dikenli teller ve Mosh işareti yapan Pentagram severlerin resmi vardı. Bu albümde ise; Trail Blazer (enstrümantal), Rotten Dogs, Peace Sells (Megadeth cover’ı), Mephistopheles, Brain On The Wall (Los Magandos isimli şarkının devamı niteliğinde), Rotten Dogs (Kolombiya’da bir rock programının yayınında Pentagram anlatılıyor ve sonrasında Rotten Dogs çalıyor), Anarchy in the UK (Sex Pistols cover’ı), Powerstage şarkıları yer alıyordu.
Pentagram, birçok konser verdikten sonra, 1992 yılında Nuclear Blast firması etiketiyle Trail Blazer albümüyle müzik piyasasındaki yerini aldı. Grup, bu albümün hazırlıklarına başlamadan tekrar kadro değişikliğine gitti ve İsveç’e giden Bartu’nun yerine vokalist olarak Ogün Sanlısoy getirildi. İlk albümde olduğu gibi, bu albümde de şarkıların hepsi İngilizce sözlüydü. Bu albümle birlikte grup kendi stillerini müzik piyasasına iyice benimsetmeye başlamıştı. Albümün kapak tasarımı bu sefer daha sadeydi. Tasarımda sadece alışılmış Pentagram logosu ve albüm ismi yer alıyordu. Albümde; Secret Misile, Living On Lies, Trail Blazer (enstrümantal), Vita Es Morte, Fly Forever, Time Bomb, Over The Line, The Planet, Brain On The Wall, No One Wins The Fight, Vita Es Morte (Live) ve Powerstage (Live) şarkıları yer alıyordu. Bu albümde işlenen genel tema, anti-militarizm; dünyadaki kötü gidişe ve savaşlara karşı isyan etme fikriydi. Yeni albümle birlikte yine birçok konsere çıktılar.
1995 yılında Demir Demirkan gruptan ayrılarak ABD’ye gitti. Sonrasında ise vokalistliği yürüten Ogün Sanlısoy, solo albüm çalışmaları yapmak istediği için gruptan ayrıldı. Vokale Sawdust ve Cherooke gruplarında solistlik yapmakta olan Murat İlkan getirildi. Bu sırada, 2 senelik bir ayrılığın ardından Demir Demirkan gruba geri döndü.
Pentagram, yeni bir albüm çıkartmak istiyordu ve bunun için Türkiye’de faaliyet gösteren Raks Müzik firmasıyla iki adet albüm hazırlamak için anlaşma imzalandı. Raks Müzik stüdyosunda albüm hazırlıklarına başlandı. Hazırlanan albümün mix’lerini Charles Turkmen yaptı. Steve Smart isimli bir başka yapımcı ise Avustralya’da albümün son hazırlıklarını tamamladı. 1997 yılına geldiklerinde, yeni albümleri olan “Anatolia” piyasaya sürüldü. Albüm, 13 şarkıdan oluşuyordu ve grup, tarihinlerinde bir ilke imza atarak bu albümde 3 tane Türkçe sözlü şarkıya yer vermişti. Uzun süredir müzik piyasasının içinde olan grup, bu albümle satış rekorları kırdı. Bu albümde, kendi metal sound’larının üzerinde Anadolu ezgileri de göze çarpıyordu. Albümde; 1000 In The Eastland, Anatolia (İngilizce versiyon), Dark Is The Sunlight, Gündüz Gece (Aşık Veysel cover), Stand To Fall, Give Me Something To Kill The Pain, Welcome The End, Anatolia (Türkçe versiyon), On The Run, Time (Enstrümantal), Behind The Veil, Fall Of Hero ve Sonsuz şarkıları yer alıyordu. Bu albümle birlikte, ilk kez Pentagram dinleyicisiyle tanışan Murat İlkan, başarılı vokaliyle dikkat çekti ve kendini sevdirdi.
Albümün ardından grup, çeşitli konserlere çıktı. Bu konserlerden en çok ses getireni olan “Açık Hava Konseri”ni albüm haline getirdiler. 1999 yılında çıkan bu canlı performans albümünün adı konserdeki coşkulu Pentagram hayranlarının hep birlikte “Popçular Dışarı” diye ettikleri tezahüratlardan alan “Popçular Dışarı” oldu. Bu albüm, Pentagram’ın söylemiyle, Türkiye’de 4. bir kuvvet haline gelen “medya”ya ithaf ediliyordu. Albümün kapağına da, bolluk ve bereketi simgeleyen “Bereket Tanrısı” heykelinin bir resmi konulmuştu. Bu live albümde; Intro, Before The Veil, Behind The Veil, Welcome The End, No One Wins The Fight, G.S.T.K.P., Vita Es Morte, Gündüz Gece, Black Magic (Slayer cover), Rotten Dogs, 999 (Enstrümantal), 1000 In The Eastland ve Anatolia (Türkçe versiyon) şarkıları yer alıyordu.
Bu albüm çıktıktan sonra, solo işler yapmak isteyen Demir Demirkan gruptan ayrıldı. Demir Demirkan’ın ayrılmasıyla oluşan boşluğu, aynı zamanda grubun gitar teknisyenliğini de yapmakta olan Onur Pamukçu doldurdu. Bu kadroyla değişik konserlere çıkan grup, 1999 yılında Kemancı Rock Bar’da konser vermeyi planlamıştı; fakat konsere birkaç gün kala ülkemizin yaşadığı deprem felaketi nedeniyle konser iptal edildi. Bir süre duraklama dönemine giren grup, yaşanan deprem nedeniyle ülkemize gelen, içinde ABD Başkanı Bill Clinton ve birçok devlet başkanının bulunduğu bir seyirci topluluğuna karşı 12 Kasım 1999′da Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda “Gündüz Gece” parçasını çalarak devlet başkanlarını, tabir-i câizse coşturmuştu.
Ancak, o günlerde, Pentagram adına olumlu sayılabilecek bu gelişmelerin yanı sıra, Türkiye gündeminden kaynaklanan olumsuzluklar da yaşanmaktaydı. Yine o dönemlerde, ülke gündemini işgal eden satanizm olaylarından, “Pentagram” isminden ve toplumdaki önyargılardan dolayı en fazla etkilenen ve haksız suçlamalara hedef olan da Pentagram grubu oldu.
Tam da bu sıralarda EP çıkartmaya karar verildi. Askerlik görevlerini tamamlayan grup elemanları, 2000 yılında Noise Record müzik şirketiyle 4 albümlük bir anlaşma imzaladı. Türkiye’de çıkacak olan albümleri için ise Böcek Yapım’ı tercih ettiler. Grup, EP’yi çıkartmak için hazırlıklara başladı. Çıkartacakları EP’yi albüme dönüştürme fikri oluştu ve sonrasında ise 2 albüm çıkarmak istediler. Bu albümlerden biri Türkçe sözlü, diğeri ise İngilizce sözlü olacaktı. Bu arada gruba, Metin Türkcan katıldı. 2000 yılında prodüktör Charles Turkmen’le birlikte albüm hazırlıklarına başlandı. Albümün kayıtları Yunanistan’da bulunan Sierra Studios’ta yapılırken bir yandan da albüm, İstanbul’da bulunan grubun kendi stüdyosunda son şeklini alıyordu. 2001 yılının sonlarına doğru “Unspoken” isimli yeni albümleri müzik piyasasındaki yerini aldı. Yurt dışına da gönderilecek olan bu albüm için, ilk albümden bu yana, grubun adı olan Pentagram üzerinde de çeşitli değişiklikler yapıldı. Çünkü, yurt dışında da aynı isimli bir grup vardı ve bundan dolayı, bir karışıklığın oluşmasına meydan vermemek için, önce grubun ismi “The Pentagram” olarak değiştirildi, ancak daha sonra bu yeterli görülmeyip sadece yurtdışında kullanılmak üzere “Mezarkabul” (mezarkabul kelimesinin anlamı, “bir imamın ölünün üzerine attığı bir avuç toprak”tır.) adı seçildi. Bundan sonra, Türkiye’de Pentagram, yurt dışında ise Mezarkabul adıyla yer anılacaklardı. Albüm; We Come From Now Here, In Esir Like An Eagle, Unspoken, Lions In A Cage, For The One Unchancing, Mezarkabul (Enstrümantal), Take My Time, Pain, Puratu, This Too Will Pass ve For Those Who Died Alone (Enstrümantal) şarkılarından oluşuyordu. 2002 yılında ise, daha önceden karar verdikleri Türkçe sözlü albüm, Böcek Yapım ile “Bir” adı altında albüm raflarındaki yerini aldı. Albümde; Tigris (Enstrümantal), Bir, Şeytan Bunun Neresinde, Bu Alemi Gören Sensin (Aşık Veysel Cover), Mezarkabul (Enstrümantal), Sır, Kam (enstrümantal), Ölümlü ve F.T.W.D.A. (Enstrümantal) şarkıları yer alıyordu. Tamamen Türkçe sözlü olan bu albümle birlikte grup yine bir ilke imza attı. Yeni albümle birlikte çeşitli konserlere ve televizyon programlarına çıkan grup, bir süre sonra derin bir sessizliğe girerek Pentagram hayranlarını üzdü. Piyasada ve Pentagram severler arasında, “grup dağıldı” diye çeşitli söylentiler yayılıyordu. Grup üyelerinin hiçbirinden net bir açıklama da gelmediği için birçok hayran grubun dağıldığını düşünüyordu.
Grup elemanları bu arada farklı işlerle yaşamlarını devam ettiriyorlardı. Cenk Ünnü, kendisine ait olan Pena Müzik Evi’ni işletiyordu. Hakan Utangaç, piyasadaki pek çok müzisyenin video klip yönetmenliğini üstleniyor, grafik tasarımla ilgileniyor; diğer üç elemansa müzik piyasasında kişisel çalışmalarıyla yollarına devam ediyorlardı. Tarkan Gözübüyük, prodüktör olarak; Murat İlkan, Cem Köksal’a vokalist olarak ve Metin Türkcan ise; hem Şebnem Ferah’ın, hem de Ogün Sanlısoy’un solo gitaristliğini üstlenerek müzik piyasasındaydılar. Grup adına ise bir gelişme göze çarpmıyor ve haddinden fazla uzun süren bu sessizlik, Pentagram hayranlarını iyice üzüyordu.
2006 yılının sonlarına doğru, Kasım ve Aralık aylarında verilmesi planlanan üç konser için, Pentagram tekrar stüdyoya kapanarak provalara başladı. En şaşırtıcı gelişme ise, eski bir Pentagram üyesi olan Demir Demirkan’ın yeniden gruba dahil olması ve provalara da diğer üyelerle birlikte katılmasıydı. Ama gruba tekrar döneceği düşünülen Demir Demirkan’ın grupta kalmayacağı açıklandı.
HAKAN UTANGAÇ (GİTAR&VOKAL)
Pentagram, Türk rock ve heavy metal tarzlarının önderi olabilecek sayılı isimlerden biri… Şüphe yok ki gelecekte de adlarından sıkça söz ettirecek, müzikseverlere aynı özen ve kalitede albümler, aynı coşkunun yaşandığı konser etkinlikleri sunacaklar.
1965 yılında İstanbul’da doğdu. Aksaray Oruçgazi ilk ve orta okulunun ardından Pertevniyal Lisesi’ni bitirdi. Marmara Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden mezun oldu. 1986 da Cenk Ünnü ile beraber Pentagram’ı kurdu. Grupla beraber sayısız konser ve 6 albüm çalışmasına imza attı.
TARKAN GÖZÜBÜYÜK (Bas Gitar & Vokal)
1970 yılında Erzurum’da doğdu. İki yaşında Ailesi ile birlikte Bursa’ya taşındı. Özel İ.E. Ana-İlkokulu ve Bursa Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümde üç yıl, Bilkent Konservatuvarı Jazz Bölümünde dört yıl okudu. Şu anda Anadolu Üniversitesi Halkla ilişkiler bölümü öğrencisi. 1987 yılından beri Pentagram üyesi. Grupla beraber sayısız konser ve 6 albüm çalışması yaptı. 1995 te Özlem Tekin, 1996 da Şebnem Ferah, 1997 de Aşkın Nur Yengi albumlerinde müzik yönetmenliği yaptı.
MURAT İLKAN (Lead Vokal)
1971′de İzmir Karşıyaka’da doğdu. İlkokulu Hakimiyeti Milliye (Ulusal Egemenlik) İlkokulunda, Ortaokulu İzmir Fatih Kolejinde bitirdi. Bu süre içinde İzmir Devlet Konservatuarı Şan Bölümüne devam etti. 1986′da İstanbul’a taşındı. Kadıköy Kenan Evren Lisesi’ni bitirdi… Şefik Şekeroğlu, Adnan Polge, Belkıs Aran ve Ayşegül Sabuncu’dan özel şan dersleri aldı. Klasik Batı Müziği ve Klasik Türk Müziği korolarında yer aldı, konserler verdi. 1987′de SAWDUST grubunu kurdu. Toplulukla konserler verdi. TRT Altın Anten ve Kuşadası Altın Güvercin yarışmalarında dereceler aldı. Cherokee adlı grupla dört yıl çeşitli klüplerde çalıştı. 1995′te Pentagram’a katıldı. 1996′da grubun üçüncü albümü Anatolia’yı ve 2001′de grubun dört, beş ve altıncı albümleri olan Popçular Dışarı (Konser), Unspoken ve Bir adlı albümleri seslendirdi.
METİN TÜRKCAN (Gitar & Vokal)
1971 Karabük’te doğdu. İlk ve orta okulu Karabük’te, orta 3. sınıfı Kadıköy Anadolu’da okudu. İstanbul Üniversitesi Dericilik 2. sınıftan ayrıldı. 86′da Metafor grubunu kurdu.Murat İlkan ve Aykan İlkanla Beraber Cheroke grubunda çalmıştır yani bugünki Pentagram daki beraberlik ogünlere dayanmaktadır Bu gruptan sonra “Disgrace” diye bir grupta yer almıştır ve bu grupla birlikte “Discrazy” isimli bir albüm çıkartmışlardır.. Çok iyi bir rock gitaristidir..
“Pentagram”‘ın “Trail Blazer” albümünde çalmıştır ve “Unspoken”‘da uzun bi aradan sonra tekrar çalmıştır.. Geçtiğimiz yıl Alt Kemancı’da Pentagram’la birlikte uzun bir dönem sahne almışlardır ve ayrıca çeşitli yerlerde konserler vermişlerdir..
Özlem Tekin’in “herkes şanslı doğmuyor” adlı şarkısınının muhteşem düzenlemesi de Metin Türkcan’a aittir..
Biyografi :> Rammstein
Nisan 24, 2008 on 5:37 am | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No CommentsBirbirinin tekrarı olan imgelerin her yeri istila ettiği günümüzde, kendine özgü ve farklı olanlara rastlamak hayli zor. İşte Rammstein da bildik malzemeleri kullanarak yola çıkıp, daha önce rastlanmamış tatlar üretebilmeyi başaranlardan. Grup, 1994′te Doğu Almanya’nın kapalı ortamında, hepsi daha önce farklı gruplarda çalışmış altı Alman tarafından kuruldu. Gitarist Richard Kruspe o zamana kadar yaptığı şeylerden sıkılmıştı ve ağır gitar tonlarına sahip, monoton, mekanik, hatta zaman zaman sıkıcı olabilecek bir müzik yapmayı düşündü. Vokal için Till Lindemann ‘ı da ikna edince “Rammstein Olayı” yavaş yavaş doğmaya başlıyordu. Daha sonra gruba, arkadaşları Oliver Riedel (Bas), Christoph Schneider (davul), Paul Landers’ı (gitar) alarak ilk ve sonradan hiç değişmeyecek olan kadroyu oluşturdular. Klavyedeki Flake’in (Christian Lorenz) gruba katılımı biraz zor oldu çünkü diğerlerine göre daha klasik bir müzik anlayışına sahipti ve müzikte monotonluğa, kabalığa ve melodi eksikliğine karşıydı. En baştan beri çalışmalara katılsa da tam olarak Rammstein fikrine ikna olmadı, halen de tam olarak ikna olmuş değil. Fakat Flake’in Rammstein’a olan bu karşıt görüşü gruba değişik bir çeşitlilik kazandırdı ve klasik müzik anlayışı Rammstein’in müziğini melodi katarak renklendirdi. Başlarda bir süre grubun adı bile yoktu sadece eğlenmek için müzik yapıyorlar ve eski gruplarında çalmaya devam ediyorlardı. Daha sonra Rammstein adlı parçanın başarısıyla birlikte yaptıkları müziği kendileri de ciddiye almaya başladılar. Rammstein parçasını, Almanya’da bir akrobasi gösterisi sırasında düşen uçağın 80′den fazla izleyiciyi öldürdüğü Ramstein kasabasından etkilenerek yaptılar. Parça, grubun soundunun tipik bir örneği olması, çok başarı kazanması ve tüm konserlerde çalınan bir sembol haline gelmesiyle birlikte, daha sonradan grup adı olarak da benimsendi. Ancak bu ad tek yerine iki adet “m” ile yazılarak, yıkılan Berlin duvarında kapıya yakın yerlerde güvenlik amacıyla kullanılan büyük taş yapılara verilen ad olan “Rammstein” olarak değiştirildi.
Rammstein birçok plak şirketine demo gönderip reddedildikten sonra 1995′te MotorMusic/PolyGram ile anlaşma imzaladı. Yapımcı Jacob Hellner ile Stockholm’de “Herzeleid” adlı ilk albümlerini kaydettiler ve sonra kısa aralarla büyük başarı kazanan “Du Riescht So Gut” ve “Herzeleid” singlelarini yayınladılar. Aynı yıl Almanya içinde “Project Pitchfork” ile tura çıktılar ve Prag’da, Varşova’da konserler verdiler. 1995′in sonlarına doğru ise Almanya’da sadece Rammstein olarak kendi başlarına tura başlıyorlardı. Bu arada “Herzeleid”in kapağında yer alan fotoğrafları yüzünden medya tarafından Nazi olmakla suçlandılar. Medyaya göre kapakta “temiz çocuk” olarak poz veren Rammstein üyeleri Hitler’in arı ırk düşüncesini hatırlatıyordu.
1997′de grup, “Sehnsucht” adlı albümlerini çıkardı. Sonuç, ilk albümden daha büyük bir başarıydı. Özellikle “Du Hast” adli parça çok beğeni kazandı ve “En İyi Metal Performansı” ödülü için bir Alman grubu olarak ilk kez aday gösterildi. Rammstein, daha önce pek çok örneği görülen metal, hardrock türü müzik yapan “ağır” gruplardan oldukça farklı, daha önce örneğine pek rastlanmamış tekrara dayalı, endüstriyel, metal, elektronik müzik karışımı kışkırtıcı bir sound yakalamayı başardı. Özellikle Till Lindemann’ın bas sesi gotik, karanlık bir ses ortamı yaratmak için eşine az rastlanır bir renge sahipti. Rammstein’in parçalarında kullandığı dil -”Du Hast” ve “Engel”‘in İngilizce versiyonları da yayınlanmasına rağmen- her zaman Almanca oldu. Ayrıca Till Lindemann Almanca sözlerle oynayarak “Du Hast” ta olduğu gibi birçok çift anlam yarattı. “Du Hast” bana sahipsin anlamına gelmekle birlikte “Du Hasst” seklinde söylendiğinde benden nefret ediyorsun anlamına gelmektedir. Rolling Stone’da çıkan bir yazı “Sehnsucht”‘u “kuvvetli gibi gösterilmek istenen melodramatik melodi duyarlılığı”, SPIN’de çıkan bir yazı da “öfkelerini güzellikle dengeleyebilen romantik endüstriyel-metal melezi dayanılmaz kara hüzün” olarak tanımlıyordu. Gerçekten de Rammstein’in yarattığı ses ve görüntü ortamı, ilk bakışta göze çarpan “ağır” gitar tonlarına sahip, öfkeli, saldırgan ve kışkırtıcı sounduna ve görüntüsüne ustaca yedirilmiş, zaman zaman sözlerden ve kırılgan seslerden anlaşılabilecek muhteşem bir duyarlılık bütünü olarak tanımlanabilir. Rammstein’in konserleri de ince ince planlanmış görsel bir şov niteliğindedir. Özellikle ateş, duman konserlerin vazgeçilmez demirbaşlarıdır. Till Lindemann’ın başta hobi olarak ilgilendiği ateş oyunları arasında sahnede alev silahı kullanma, asbestten yapılmış yanan bir pelerin, alev püskürten ayakkabı giyme, metal bir ok ve yayla alev püskürtme ve çeşitli havai fişek oyunları sayılabilir. Bir konser sırasında sahnede bulunan bir alev kulesinin seyirciler üstüne devrilmesiyle muhtemel bir felaketin şans eseri önlenmesinin ardından Rammstein, alev oyunlarını tamamen bu konuda tecrübeli bir ekibe devretti.
Rammstein’in tüm dünyada tanınmasına ve başarı kazanmasına neden olan asıl kişi David Lynch’tir. Grup ilk albümlerini yayınlarken, parçalarına video klip yapmak için bildikleri birçok yönetmene çalışmalarını gönderdiler. Bunların arasında Blue Velvet, Eraserhead, Twin Peaks ve Wild At Heart gibi filmlerin yönetmeni David Lynch de vardı. Ünlü yönetmen Rammstein’a zamanı olmadığı için video klip işiyle ilgilenemeyeceğini belirten bir not yazdı ve parçalarının çok iyi olduğunu da eklemeyi ihmal etmedi. David Lynch daha sonra “Herzeleid” albümünden iki parçayı “Lost Highway” filminde kullanmak istediğini Rammstein’in menajerine iletecekti. O sıralarda Rammstein daha Amerika’da hiç tanınmıyordu. Filmle birlikte tüm dünyada kitlelere kolayca ulaşıp, hızla tanınmaya başladılar1998′de Berlin’de canlı olarak kaydedilen “Live Aus Berlin” adli albümleri yayınlandı. Bunu izleyen yıllarda Amerika da dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde tura çıktılar.
2001 Nisanında son albümleri olan “Mutter” yayınlandı. Albüme “Herzeleid” ve “Sehnsucht”‘un karışımı niteliğinde bir atmosfer hakim. “Herzeleid”‘teki çıplak kışkırtıcılık, “Sehnsucht”‘taki duygusallıkla karışmış ve albümde özellikle Till Lindemann’in tutkudan yanıp tutuşan vokali göze çarpıyor. Gitarlar yine her zamanki bol tekrarlı ve sert cümleleriyle uğulduyorlar. Albümden çıkan üç singledan -”Sonne”, “Links 2 3 4″ ve “Ich will”- “Sonne”, boksör Wladimir Klitschko’ya promosyon olarak kullanması için yapılmış ancak boksörün menajeri tarafından uygun görülmemiş”Sonne”….
Herkes ışığı bekliyor
Kork, korkma
Güneş gözlerimde parlıyor
Bu akşam batmayacak ve
Dünya yüksek sesle ona kadar sayıyor…
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz…
Son albümleriyle birlikte dünya, Rammstein’la ona kadar saymaya başladı. Biz de Rammstein’la birlikte öfkeyle kırılganlık arasındaki hassas dengeden doğan kendilerine özgü yeni “sert” ses dünyalarına doğru ilerlerken yüksek sesle ona kadar sayıyoruz; “Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz…”
Görevi: VokallerÖnceki Grubu: First Arsch (Baterist olarak)Doğum Tarihi ve Yeri: 4 Ocak 1963 Leipzig/ALMANYABoy: 1.90 m Kilo: 87 kgGöz Rengi: Mavi Saç Rengi: KahverengiHakkında: Annesi, babası ve kendinden 6 yaş daha küçük olan kızkardeşiyle büyüdü Till. Anne ve babası oyuncudur. Babası ile arası hiç iyi değildi. Babası sıkça döverdi Till’i. Annesi Till 12’sindeyken bir Amerikalıyla evlenir. Babası yüzünden biraz zihni kararmıştır Till’in. Okulun en tuhaf çocuğudur. 18′inde ilk kez kızarkadaşı olur. Genç yaşta evlenir ve yine genç yaşta boşanır ve daha sonra da ne evlenmiş ne de bir kızarkadaşı olmuştur. Till’in babası 1992′de içkiden ölür ve bir kilisenin gölgesine gömülür. Till cenazeye katılmadığı gibi bugüne kadar bir kez olsun mezarına ziyaretine gitmemiştir. Hatta Heirate Mich şarkısını yazarken babasının ölümünden etkilenir. Till yüzücülükte çok iyidir ve Avrupa gençler yüzme şampiyonu bile olur. Fakat sağ kolundaki bir sakatlıktan dolayı yüzmeyi bırakır. Yoksa belki de onu Ramms+ein’ın vokali olarak değilde ünlü bir yüzücü olarak tanıyor olabilirdik. Askerde sıkça üsleriyle kavga eder ve hapse girer Till. Askerliğini tamamlıyamaz o yüzden. Gerçek hayatta Schneider kadar deli olmadığını söylüyor. Sol kulağında bir küpe deliği var fakat hiç kullanmıyor. Vücudunun biryerinde “punkrock” yazan bir dövme olduğu söyleniyor.
TILL’DEN BİR ALINTI: Aşk Chris Isaak ve süttür.
Görevi: Lead GitarÖnceki Grubu: Orgasm Death GimmickDoğum Tarihi ve Yeri: 24 Haziran 1967 Wittenburg/ALMANYABoy: 1.80 m Kilo: 88 kgGöz Rengi: Mavi Saç Rengi: Açık KahverengiHakkında: İki ablası, ağabeyi ve anne-babasıyla büyür. Richard. Her nasılsa ailesi bi süre boşanır ve annesi yeniden evlenir. Ve Richard genç yaşında annesi ve üvey babasıyla yaşamaya başlar. Sessiz ve tuhaf bir çocuktur Richard. Konuşurken zaman zaman ses tonunu yükseltir fakat kolay kolayda sinirlenmez. Bugüne kadar kardeşleriyle de, arkadaşlarıyla da hiç kavga etmemiştir Richard. Tezgahtarlık ve kasiyerlik yapar Richard. Gençken bir güreş şampiyonluğu kazanır.İlk cinsel deneyimini 13′ünde yaşadığını söylüyor. Richard grubu kurar ve bu fikri arkadaşı Schneider’e söyler. O’da arkadaşları Paul ve Flake’i gruba dahil eder. Yani Richard için grubun kurucusu diyebiliriz. Grubu kurduktan sonra eşinden boşanır. Bir turne sırasında Caren Bernstein ile tanışır ve bir hafta sonra evlenirler. Richard öylesine sever ki onu isminde onun soyadını da taşır.
Richard’ın bir de 1992 doğumlu kızı var. Khiara Li Lindemann. O’nu “Live aus Berlin”de görebilir. “Spieluhr”da da vokalini duyabiliriz. Sigara kullanıyor, sağ kulağında bir küpe deliği var. Esasen hiç kullanmadığı bir ön adı var “Sven”. Black Sabbath ve AC/DC gruplarını seviyor. Çok iyi derecede ingilizce konuşuyor. Richard’ın ailesi oldukça zengin. Çok iyi ingilizce biliyor. Gruptaki tek evli kişi o. Hala biraz sahne fobisi var.
RICHARD’DAN BİR ALINTI: Şarkı sözlerimiz bazılarının söylediği gibi ahlaksızca veya rezalet değil. Onlar meleklerden gelen aşk şarkıları… Görevi: Rythm GitarÖnceki Grubu: The Feeling B ve Die FirmaDoğum Tarihi ve Yeri: 9 Aralık 1964 Belarus/ALMANYABoy: 1.75 m Kilo: 79 kgGöz Rengi: Kahverengi Saç Rengi: KahverengiHakkında: Paul yedi aylık olarak doğar. Annesi ve babası ile ailenin tek çocuğu olarak yetişir. Küçükken şişmanlığı yüzünden çabuk göze batar ama aynı zamanda okulun en güçlü çocuğudur. Bu yüzdenmi bilinmez 13′üne kadar jimnastik yapar. Keman, piyano ve gitar dersleri alır. Annesi ve babası ayrılır ve kısa süre sonra annesi tekrar evlenir. Bu yüzden 16 yaşında evden ayrılır Paul ve Flake ile birlikte yaşamaya başlar. Yıllarca Flake ile birlikte yaşar. (Fakat şu an nerde kiminle yaşadığını tam olarak bizde bilmiyoruz.) Kütüphane’de çalıoşır bir süre.
Paul’un gerçek ismi bu değilmiş fakat babasını çok sevdiğinden bu ismi almış kendine. Paul’de grubun dul üyelerinden. 15-16 yaşlarında bir oğlu var. Oğlunun bir kızarkadaşı olduğu ve onunla nişanlı olduğu söyleniyor. Paul fazla olmamakla birlikte sigara kullanıyor. Rusya’da doğduğundan ve daha sonra bir yıl Rusya’da yaşadığından iyi derecede rusça konuşabiliyor. Pantera, Metallica ve Sex Pistols dinliyor. Paul “Live aus Berlin” konseri sırasında şiddetli derecede gripmiş.
PAUL’DEN BİR ALINTI: Biz sahnede biraz zıplıyor, alevler çıkarıyor yaramazlık yapıyoruz. Fakat insanlar bunu çok seviyor.Görevi: BateriÖnceki Grubu: Die FirmaDoğum Tarihi ve Yeri: 11 Mayıs 1966 Berlin/ALMANYABoy: 1.93 m Kilo: 84 kgGöz Rengi: Mavi Saç Rengi: KahverengiHakkında: Beşi kız biri erkek olmak üzere altı kızkardeşiyle birlikte büyüdü Schneider. Abisi Stephan Schneider’dan sonra en büyük kardeştir. 14. yaşgününde abisi Stephan ona çöp tenekesi ve benzeri şeylerden yapılmış bir davul hediye eder ve o günden sonra davul çalmaya başlar Schneider. Yıllarca o davulu kullanır ve bazı amatör gruplarda kullanır. Daha sonra Flake ve Paul’un yeni davulcu arayışlarında onlara katılır Schneider. Schneider eskiden çok iyi bir hentbol oyuncusuymuş. Karısından boşandı fakat hala görüşüyorlar. Grup kurulmadan önceki işinde telefon hatları çekiyormuş ev ev dolaşarak. Sigara içiyormuş fakat daha sonra bırakmış. “Doom” lakabından nefret ediyor ve kendisine soyadıyla hitap edilmesinden hoşlanıyor. Paul ile içmekten ve heavy metalden hoşlanıyor Schneider. Yükseklik korkusu var. Ayrıca kızkardeşi Constanze Schneider grubun sahne kostümlerinin tasarımını yapıyor.
SCHNEIDER’DAN BİR ALINTI: Biz özgün, mükemmel ve diğerlerinden çok çok daha iyiyiz. Görevi: BasgitarÖnceki Grubu: The InchtaboktablesDoğum Tarihi ve Yeri: 11 Nisan 1971 Schwerin/ALMANYABoy: 2.0 m Kilo: 84 kgGöz Rengi: Mavi Saç Rengi: SiyahHakkında: Oliver talihsiz bir çocukluk ve gençlik yaşar. 16’sına kadar annesini tanımaz. Babası ve erkek kardeşiyle yaşar. Daha sonra annesinin lokantasında işe girer. 17. doğumgününden iki gün sonra babası ve kardeşi ölür Oliver’in. Daha sonra gruba katılana kadar sıvacılık işiyle geçimini sağlar. Bas gitar çalmaya nerdeyse 20 yaşında başlar Oliver. Gruba katıldığı zaman beraberinde “Seemann” adlı şaheserin fikrini getirir.
Oliver sporu özellikle sörf yapmayı çok seviyor. Bir kaykayı var. Ayrıca resim ve fotoğrafçılıkla amatör olarak uğraşıyor. Sigara kullanıyor. Vücudunun biryerinde dövme varmış. Sakin ve çekingen bir yapıda olduğunu ve bu huyunu çok sevdiğini söylüyor.
OLIVER’DEN BİR ALINTI: Aslında ben her zaman tatilde olduğumu düşünüyorum. Sevdiğim, yapmak istediğim işi yapmak istediğim kişilerle ve istediğim ortamda yapıyorum. Görevi: KlavyeÖnceki Grubu: Feeling BDoğum Tarihi ve Yeri: 6 Kasım 1966 Berlin/ALMANYABoy: 1.90 m Kilo: 73 kgGöz Rengi: Mavi Saç Rengi: KahverengiHakkında: O Lorenz ailesinin evlatlık çocuğu. İki üvey erkek kardeşi vardır. Çocukluk yıllarında gazete dağıtıcılığı yapmaya başlar. 15. yaşgününde Lorenz ailesi ona ilk piyanosunu hediye eder. Klasik bir piyanist olarak çok iyi bir eğitim alır daha sonra Christian. Ayrıca nedendir bilinmez çok iyi bir kukla oynatıcılığı eğitimi de almıştır. Flake’de diğer üyeler gibi boşanmış. Rammstein’a katılması biraz isteksizce gerçekleşir Flake’in. Grubun tarzının çok kaba ve sıkıcı olduğunu düşünür fakat Paul’un yakın arkadaşı olması nedeniyle şansımıza Paul onu ikna eder. Hala tam olarak sevemez grubun müziğini. Kendi klavyesi olmasa dinlemez belki de bu müziği. Zaten bir röportajında dediği gibi: “Onlar sevmediğim müziği yapıyolar. Ben ise onlara klavyemle onların müziğine tecavüz ediyorum”. Flake sigara kullanıyor ve alkolü çok seviyor. Özellikle şarap ve viski-kolaya dayanamıyor. “Flake” takma adını çok seviyor ve herkes onu bu isimle çağırıyor…
Rammstein - Bestrafe Mich
Nisan 20, 2008 on 12:59 pm | In Türk Rock Grupları, Yabancı Rock Grupları | No CommentsBestrafe Mich
Bestrafe mich Bestrafe mich Stroh wird gold Und gold wird stein Deine groesse macht mich klein Du darfst mein bestrafer sein Der herrgott nimmt Der herrgott gibt Bestrafe mich Bestrafe mich Du meinst ja Und ich denk nein Schliess mich ein in dein gebet Bevor der wind noch kaelter weht Deine groesse macht mich klein Du darfst mein bestrafer sein Du darfst mein bestrafer sein Deine groesse macht mich klein Du darfst mein bestrafer sein Deine groesse macht ihn klein Du wirst meine strafe sein Der herrgott nimmt Der herrgott gibt Doch gibt er nur dem Den er auch liebt Bestrafe mich
Biyografi :> Teoman
Mart 20, 2008 on 7:34 pm | In Biyografi, Türk Rock Grupları | No Comments->
Teoman
20 Kasım 1967´de Giresun Alucra´da dünyaya gelen Teoman Yakupoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun. İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları bölümünde masterini tamamlayan Teoman, ilk müzik grubu Indians´ı 1986 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurdu ve uzun yıllar bu grubun solistliğini yaptı.Bir çok konser ve kayıt çalışmalarının ardından, grubun dağılması ile birlikte çeşitli sanatçıların albümlerinde ve bir çok grupta solist olarak yer aldı.
1996 yılında Roxy´de gerçekleştirilen ‘Roxy Müzik Yarışması’ nda, ilk solo albümünde de yer alan ‘Ne Ekmek ne de Su’ ve ‘Yollar’ isimli parçalarıyla ‘en iyi beste’ ve ‘en iyi grup’ ödüllerini aldı. Teoman 1996 yılında ilk albümü ‘Teoman’ı İstanbul Plak’dan çıkardı. 1998 yılında piyasaya çıkan ‘O’ isimli ikinci albümünde NR1 Müzik ile çalışmaya başlayan Teoman, üçüncü albümü ‘Onyedi’ de yine NR1 Müzik etiketini taşıyor. Albümlerinde yer alan şarkıların birçoğunu kendi yazıp besteleyen Teoman, ‘O’ ve ‘Onyedi’ isimli albümlerinde Prodüktör olarak Rıza Erekli ile çalıştı.
‘O’ isimli albümde Orhan Atasoy ve Ercüment Vural´ın unutulmaz bestesi ‘Gemiler’i ve üçüncü albümü ‘Onyedi’ de yer alan Ajda Pekkan´ın klasikleşmiş şarkısı ‘Uykusuz her Gece’yi ve Bora Ayanoğlu´nun ‘O Yaz’ isimli şarkısını yeniden yorumladı ve dinleyicilere tekrar sevdirdi. Teoman, müzik çalışmalarından arta kalan zamanlarında kitap okumayı, sinemaya gitmeyi, yazı yazmayı, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi ve müzik dinlemeyi seviyor.
1996 yılında Teoman
1998 yılında O
2000 yılında Onyedi
2001 yılında Gönülçelen
2003 yılında Teo Man
2004 yılında En Güzel Hikayem
2006 yılında Renkli Rüyalar Oteli
2007 yılında Bülent Ortaçgil-Teoman Konser
isimli albümleri çıkmış olup
2001 yılında Remixler
2002 yılında İstanbul’da Sonbahar Remiksler
2003 yılında Remiksler 1
2004 yılında Duş (Radyo Remiksler)
2005 yılında Balans ve Manevra Soundtrack
adlı remiks ve soundtrack albümleri çıkmıştır…
2004 yılında ise eski plak şirketi tarafından Best of Teoman albümü çıkarılmıştır…
Biyografi :> Apocalyptica
Mart 9, 2008 on 12:55 pm | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No CommentsFinlandiya’daki Sibelius Akademisi’nin çello bölümü öğrencileri olan Eicca Toppinen, Max Lilja, Paavo Lotjonen ve Antero Mannien’den oluşan ve müziğiyle, klasik müzik ve heavy metal arasındaki sınırın sanılanın aksine çok ince olduğunu düşündüren Apocalyptica grubu, dört gencin, yakın çevrelerine çaldıkları Metallica yorumlarıyla müzik çalışmalarına başladı. Esin kaynaklarının ünlü Rus klasik müzik bestecisi Dmitri Shostakovich olduğunu her fırsatta dile getiren grup elemanları, bu çalışmalarını mezuniyet törenlerinde sergilediklerinde ise tam anlamıyla kıyamet kopmuştu. Grup, Metallica parçalarını ezbere bilen seyircilerin de eşliğiyle öyle başarılı bir performans sergiledi ki, büyük plak şirketlerinden biriyle anlaşma başarısını gösterdiklerinde bu olayın üzerinden henüz bir hafta bile geçmemişti.
Metallica’nın “Enter Sandman”, “The Unforgiven”, “Wherever I May Roam”, “Master of Puppets”, “Harvester of Sorrow” gibi parçalarını dört çelloyla yorumladıkları ilk albümleri “Plays Metallica By Four Cellos”, 1996 yılında piyasaya çıkarak tüm dünyada 250.000 adetlik satışla metal müzik dinleyicilerinin yanı sıra klasik müzik severlerin de arşivlerinde yer almayı başardı. Çellolarını amfiye bağlayarak oldukça ilginç ve bir o kadar da üstün işler yaratan grup üyeleri, bu albümle Metallica’dan da övgü almayı başardılar.
Mtv Avrupa ve Amerika haber bültenlerinde yer almaya başlayan Apocalyptica, Sex Pistols, Sepultura ve Bad Religion gibi gruplarla aynı sahneyi paylaştı. Daha sonra Metallica’nın alt grubu olarak sahne alan topluluk geniş kitlelerin beğenisini kazandı. İlgi öylesine büyüktü ki, diğer birçok Metallica konseri öncesinde Apocalyptica eserleri, dinleyenlere banttan sunulmaya başlandı.
Grup 1997 yılında, ülkemizdeki dinleyenleriyle buluşmak üzere Cemal Reşit Rey 2. Uluslararası Gençlik Festivali kapsamında sahneye çıkmış ve inanılmaz bir ilgiyle karşılaşmıştı.
Topluluğun; Sepultura, Pantera, Metallica, Faith No More yorumlarının yanısıra, içerisinde grup üyelerinden Eicca Toppinen’in bestelerinin de bulunduğu bir albümle hayranlarının karşısına çıktılar. Bu çalışma, Apocalyptica’nın sadece diğer grupların eserlerini yorumlarken değil, özgün çalışmalarıyla da ne kadar başarılı olabileceklerinin bir kanıtı niteliğindeydi. 1998 yılında piyasaya çıkan “Inquisition Symphony” adlı bu albüm, öncekinden sert bir tarza sahipti. Grup, bu çalışmayı sunduğu turne kapsamında İstanbul ve Ankara’da da konserler verdi.
Avrupa’da gösterime giren ve başrollerini Jason Patric, Ben Stiller ve Nastassja Kinski’nin paylaştığı “Your Friends and Neighbours” filminde, ilk albümden üç parçaları kullanılan grup, böylece ilk ‘gümüş ekran’ denemelerini de yapmış oldu. 2000 yılı çıkışlı “Cult” albümü ise Eicca Toppinen?in besteci yönünün gitgide geliştiğinin göstergesiydi.
Sonrasında grubu, Şebnem Ferah?ın “Perdeler” şarkısına eşlik ederken dinledik. Ferah’ın albümünde biri orijinal, diğeri Apocalyptica düzenlemesi olan iki sürüm yer aldı. Bu arada grupta eleman değişiklikleri de oldu. Antero Manninen’in yerini Helsinki Flarmoni Orkestrası’nın metalci çello sanatçısı Perttu Kivilaakso alırken Max Lilja gruptan ayrıldı.
Kayıt firması Universal bu dönemde boş durmayarak son albümleri olan “Cult”ın çift cdlik özel baskısını piyasaya sürdü. Sunulan özel çalışmada, “Cult” albümündeki çalışmaların yanısıra; Guano Apes solisti Sandra Nasic’in vokal yaptığı “Path Vol.2″ ve Farmer Boys’dan Matthias Sayer’in sesiyle eşlik ettiği “Hope Vol.2″ ile “Harmageddon”, “Nothing Else Matters” ve “Inquisition Symphony”nin canlı kayıtları da yer aldı.
“Vidocq” adlı filmde müzikleriyle yer almaları, durgun oldukları bu arada dikkat çeken çalışmalarından biriydi. Antero Mannien’in de ayrılması ldağılma korkusu yaratsa da grup sessiz sedasız çalışmalarına devam etti. Beklenen “Reflections” albümünde, usta davulcu Dave Lombardo’nun da konuk olarak yer alması herkes için tam bir sürpriz oldu. Tamamı kendi bestelerinden oluşan 10 Şubat 2003 çıkışlı bu albümleriyle yeni bir tarzı, çello-rockı yarattıklarını belirten grup üyeleri, sürekli gelişerek yollarına devam ediyorlar. Eğitimli oluşlarının yarattığı farkı koruyan, çalışkan ve özgün çizgileriyle…
17 eylül 2007’ de piyasaya çıkacak altıncı albümün ismi ’’Worlds Collide’’ olarak açıklan albümde Corey Taylor ( Slipknot and Stone Sour ) , Dave Lombardo (Slayer), Tomoyasu Hotei, Joseph Duplantier (Gojira), Cristina Scabbia (Lacuna Coil) gibi konuk sanatçılarda yer alıcak.
Biyografi :> Amorphis
Mart 9, 2008 on 12:54 pm | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No CommentsAmorphis ismini “belirli bir şekli olmayan” anlamına gelen Aamorphous’tan alıyor. Finlandiya’nın en yaratıcı, en çok takdir gören grubu, ve kesinlikle 13 yıldır çok başarılı işlere imza atıyorlar.Şarkılarını ‘70′lerin progressive rock gruplarının daha modern hali gibi sunuşları var.Amorphis şarkılarında harita edilmemiş şehirlere uçmaktan ve geçmişe dönmekten korkmuyor.Grup her zaman günün trendinden uzak durmuş, ve heryerde bulunan cinsten, yani aynı gitar ritmlerini aynı vokali kullanan gruplardan, kısacası taklitçilerden uzak durup nadir bulunur bir grup olduğunu her zaman belli etmiştir. Grup, gitarist Esa Holopainen ve davulcu Jan Rechberger ikilisi tarafından kuruldu. İkili çok kısa bir sürede vokalist/gitarist Tomi Koivusaari ve basist Olli-Pekka Laine’yi gruba dahil etti, ve Amorphis ilk ve tek demosu olan “Disment Of Soul”u 1991 yılının ortalarında kaydetti.Bu demo daha tazeliğini korurken grup Relapse Records ile multi-album anlaşması yaptı ve çok kısa bir zamanda 6 şarkı için kayıtlara girdi, ve 7″ ep’si piyasaya sürüldü.
Amorphis adeta merdivenleri tek tek çıkarak işini sağlam yapıyordu.Bu iki çalışmanın ardından (demo ve 7″) ilk albümleri The Karelian Isthmus’u kaydedip bizlere sundular. The Karelian Ishtmus” eski bir Fin savaş alanının ismiydi. Görkemli ve dokunaklı atmosferik death metal ve doom riflerinin bütünleşmesiyle, ıstırap ve acı kusan bir vokal ve başka dünyalardan gelmiş klavyenin tınıları ve grupça maceraperest bir ruh Amorphis’in tanımı olarak sizlere sunulabilir.
Grup yeni albüm kayıtlarına başlamadan önce Relapse Records grubun demo’sunu Privilege Of Evil ismi altında tekrar piyasaya sunma kararı aldı (1993)
1994′te Amorphis büyük bir cesaretle, tarzına etnik Fin müzikal öğelerini de katmaya başladı ve müzik yapısını oldukça zenginleştirdi.Grup bir defa daha Sunlight Stüdyolarına girdi ve 1994′ün başyapıtlarından biri olan Tales From The Thousand Lakes’i bizlerle paylaştı. “Ulusal Fin Şiir Kitabı”ından anonim şiirler kullanmaya başlayan grup, heavy metal, doom, death ve 70′lerin progressive’ini bir potada eriterek eşsiz işler yapmaya başladı.
Amorphis birkaç defa Avrupa Kıtası’nı turladı ve 94′ün sonlarında ömürlerinde ilk defa Amerika Kıta’sının sahillerine doğru uzandılar. Klavyecinin sorumsuzlukları yüzünden grup eleman değişikliği yaşamak zorunda kaldı ve Kim Rantala gruba yeni klavyeci olarak dahil edildi.1995′te Black Winter Day Ep’sinin dağıtıma geçilmesiyle grup yeni albüm öncesi kısa bir dinlenme dönemine girdi.
1996′da grup umulanın da ötesinde bir çalışmaya imza atıp Elegy albümünü çıkardı. Albümdeki 11 şarkıda çok farklı gitar tonları kullanıldı. Bunun yanı sıra gruba yeni katılan clean vokalist Pasi Koskinen de dikkati çekti.Aynı zamanda yeni davulcu Pekka Kasari’nin performansı etkileyici olup, grubu da 6 kişiye tamamlamış oldu. Gösterişli albüm kapağında eski Fin sembolleri birleşimi kullanıldı. Elegy albümünde yine Fin edebiyatından lirikler kullanıldı ya da ilham alındı. The Kanteletar, 700 şiirden ve baladtan oluşan ve Fin geleneklerini tamamen yansıtan bir kitaptı.Şiirleri ağızdan ağıza nesillerce aktarılmıştı.Bazı şiirlerin binlerce yıllık olduğu rivayeti de dilden dile dolaşıyor. The Kanteletar, günlük olayları ele alıyor. Fin insanının filozofikal ve dinsel inançlarını…
1997′nin tamamı geneli Almanya ve Finlandiya’yı içeren turnelerle geçti.Ardından hemen hemen bir sene boyunca Amorphis sessizliğe gömüldü. 1998′in ikinci yarısında grup yeni albüm için yeni prodüktörleri Simon Effemy ile beraber stüdyoya gireceğini duyurdu. Klavyeci Kim Rantal’ın gruptan ayrılma kararının ardından stüdyo çalışmaları öncesi gruba yeni bir klavyeci dahil oldu. Yeni klavyeci Santeri Kallio daha önceleri bir başka Finli grup Kyyria’da çalıyordu. Yeni albümün ismi Tuonela’ydı; Tuonela mitolojide, ölülerin krallığı anlamına geliyor.Yeni albüm bir önceki çalışma olan Elegy’le örtüşen bir çalışmaydı ve Mart ‘99′da piyasaya sürüldü.
2001 yılında Am Universum albümünü çıkaran grup, Finlandiya’nın tüm müzik türleri arasında yapılan sıralamada, 4.’lüğe kadar yükseldi. Ayrıca bu albümden çıkan singleları Alone, ülkeyi tanıtan en iyi şarkı seçildi.Ayrıca Am Universum albümü ardından Amorhpis, Opeth ile Amerika kıtasını turladı.Bundan sonraki zamanda grup bazı Fin filmlerine soundtrack yaptı.
2003 senesinde grup EMI Records ile anlaştı.Bu anlaşmanın ilk meyvesi, yeni albüm Far From The Sun’dan ilk single Day Of Your Beliefs olacaktı. Vokalist Pasi Koskinen’in grupla son canlı performansı 21 Ağustos’ta Kontu Rock Fesival’de oldu.
2005′in ocak ayında gruba eski Evergreen vokalisti Tomi Joutsen katıldı. Son olarak grup kısa bir süre önce, 20.Nisan.2005′te daha önceleri çalıştığı müzik şirketi Nuclear Blast ile tekrar anlaştı.
Biyografi :> Red Hot Chili Peppers
Mart 8, 2008 on 12:45 pm | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No CommentsAnthony Keids,Michael Balzary (Sonradan Flea olacak) Hillel Slovak farklı yerlerden gelmişler,Fairfax lisesinde karşılaşmışlardı. Müzik derslerinde Hillel’in gitara,Michael’in trompete yatkınlığı ortaya çıkmıştı. Ama Anthony’nin herhangi bir enstürmana yatkınlığı yoktu. Bu yüzden Hillel ve Michael,Anthony’yi şiir yazmaya ittiler. Michael trompet çalarak funk müzik yapamayacağını anlayınca Hillel’in de yardmıyla bas gitara geçti (P.S: o zaman kim derdi ki bu adam geleceğin en iyi basçısı olacak diye) ilk olarak grubun adı “Los Faces” olark belirlendi. Basta Michael,gitarda Hillel ve vokalde de Anthony vardı. Kaydettikler ilk şarkının adı “The Organic Anti-Beat Box Band”di. Grup elemanları farklı lise grupları kurmaya başladılar. Bunlardan biri 1977de Hillel Slovak,Jack Irons,Alain Johainnes ve Todd Strassman’ın kurduğu “Chain Reaction”dı. Sonra grubun adı 1978de “Anthym” oldu ve Michael adını Flea olarak değiştirerek gruba dahil oldu. Kısa süre sonra da gruba Anthony Keids katıldı ve bu sefer grubun adı “What Is This” olarak değiştirildi. Striptiz kulüplerinde çıkıp underground’da adını duyurmaya başladığındaysa grubun adı “Tony Flow & The Miraculously Masters Of Mayhem”dı. Grubun kadrosu Anthony Keids,Hillel Slovak,Flea ve Jack Irons’dan oluşuyordu. “Çorap şov”larını ilk kez 80′lerin başında Kit Kat adlı bir striptiz kulübünde yaptılar. Cinsel organlarına taktıkları çorap dışında çırılçıplak sahneye çıkıp şarkılarını çalmışlarıdı.
Guptaki ayrılıkların en önemlisi bu dönemde yaşandı. Flea grubu bırakıp “Fear” adlı bir gruba geçti fakat geri dönmesi uzun sürmedi. 1983 yılında Flea’nın dönüşüyle grup “Red Hot Chili Peppers” adını aldı. (P.S:Anthony bu ismi seçerken Louis Armstrong’un 1920′lerdeki grubu Chili Peppers’dan esinlenmişti) Verdikleri kulüp konserleri kısa sürede EMI’ın kulağına gitti grup takibe alındı. Menajerler RHCPın sahne şovunu beğenince hemen sözleşmeler imzalandı ve ilk albümün çalışmalrına başlandı. İlk albümleri “The Red Hot Chili Peppers” büyük bir ticari başarıya ulaşmasa da kendi çaplarında bir fan kitlesi elde etmeleri için yeterliydi. Verdikleri Amerika turnesiyle underground kesimde oldukça ses getirmeyi başardılar. (P.S: What Is This grubuyla sözleşmeleri bulunan Jack Iron ve Hillel Slovak ilk albümde çalmadı onların yerini gitarda Jack Sherman ve davulda Cliff Martinez doldurdu) Fakat Red Hot Chili Peppers’ın çorap şovu,sansür kurulu PMRCnin dikkatini çekti ve kurul konserlerin iptal edilmesi için uğraşmaya başladı. 1000 dolar ödeyerek paçayı sıyırsalar da PMRC daha sonra da başlarına bela olacaktı.
Konserden sonra hemen ikinci albüm çalışmalarına başladılar. Bu sefer gitarda Hillel Slovak vardı. 1985′de “Freakey Styley” çıktı. (P.S:Freakey Styley funk’a yakın sound’ndan dolayı diğer albümlerden biraz daha farklı olarak değerlendirilir) Bu dönemde Cliff Martinez gruptan ayrıldı ve Jack Iron Gruba geri döndü. Bylece RHCP orijinal kadrosuna kavuşmuş oldu. O zamanki en başarılı RHCP albümüyse 1987′de yayınlanan “Uplift Mofo Party Plan” oldu.
Buna karşın grup üylerinin her birinin uyuşturucu kullanması konserlerin iptal olmasına neden oluyordu. Hillel ve Anthony’nin eroin bağımlılığı kritik bir noktaya gelmişti ve ikisi de bundan kurtulmaları gerektğinin farkındaydı. Birbirlerinden ayrı kalınca eroinden de uzak durabileceklerini düşünerek grubu dağıttılar. 27 Haziraz 1988′de Hillel Slovak evinde ölü bulundu. Jack Irons bu ölümü kabullenemeyeceğini söyleyerek gruptan ayrıldı. Anthony Keids ise bir süre sonra rehabilite görmeye başladı. 88 yılının sonunda Flea ve Anthony tekrar birleşme ve devam etme kararı aldılar. Gruptaki iki önemli boşluğu doldurmak kolay olmadı. Önce John Frusciante’yi buldular. John grubun hayranıydı ve gruba katılması teklif edildiğinde teklifi tereddütsüz kabul etmişti. Ama davulcu bulmak bu kadar kolay olmadı. Anthony ve Flea birçok davulcu denemelerine rağmen istediklerini bulamadılar. Sonra seçmlerde Chad Smith’le karşılaştılar ve Chad böylece gruba dahil olmuş oldu. Bundan sonraki ilk albümleri “Mother’s Milk” büyük bir başarıya ulaştı. Bu albümün ilk single’ı “Knock Me Down” Hillel Slovak anısına çıktı. Bu albümden sonra RHCP,EMI’dan ayrılarak Warner Bros.’a geçti.
91 yılındaki “Blood,Sugar,Sex,Magic” albümse RHCPın underground’dan çıkıp mainstream’e geçişinin en büyük kanıtıdır. MTV’nin “Breaking The Girl”ü,”Give It Away”i,”Under The Bridge”i pompalaması,albümün 2 milyon üzerinde satmasını ve onları rock müziğin zirvesine oturtmasını sağlamıştı. Ama bunlar John Frusciante’nin mutlu olması için yeterli değildi. O da yavaş yavaş uyuşturucu batağına giriyordu. John 7 Mayıs 1992′de grubu terk etti. John’un ayrılığı grubu derinden sarstı ve karanlık döneme girildi. Grup ne olursa olsun müziğe devam edecekti. Dave Navarro gruba dahil oldu. 1995 yılında Dave Navarro’lu albüm “One Hot Minute” yayınlandı. (Biraz da ön yargıdan olsa gerek) bu albüm pek sevilemedi. “Aeroplane” ve “My Friends” single’larının satışları kötü değildi ama Blood Sugar Sex Magic”le karşılaştırılamazdı bile. 1998′deDave Navarro RHCP’ı bıraktığnı açıkladı. RHCP’da durumlar böyleyken John Frusciante de iyiye doğru gitmiyordu. Uyuşturucu kullanmaktan tanınmayacak bir hale gelmişti. İki solo albüm çıkarmıştı ama hayatı tehlkeye giriyordu. Dave Navarro ayrılınca gruba yeni bir gitarist alınması yerne John’un rehabilitasyon görüp gruba geri döndürülmesi için uğraşmaya karar verildi. 1998 yılında John gruba geri döndü ve grubun şimdi mevcut olan kadrosuna (bir daha hiç bozulmaması dileğiyle) tekrar kavuşuldu.
8 Haziran 1999′da çıkan “Californication” albümü John Frusciante’nin dönüşünü hemen belli ediyordu. Bu albüm büyük bir ticari başarıya da ulaştı.
Californication 3 yılda 5 milyona yakın satmıştı. 2002 yılının Temmuz ayında By The Way albümünü çıkardılar. yeni şeyler deneyen grup bu albümüyle de listelerde iki numaraya kadar yükseldi.
Bu albümden sonra “Greatest Hits” ve “Live At Hyde Park” olarak iki albüm daha çıkardılar. “Greatest Hits” albümündeki iki yeni şarkı “History” ve “Fortune Faded” çok ses getirmese de bütün albümleri mevcut bulunan fanların greatest hits albümünü almaları için bir sebep oldu. Live At Hyde Park da iki CDlik Hyde Park’taki konser kayıtları olarak piyasaya sürüldü. (bu iki albümün alt arda çıkması biraz dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu gösteriyordu sanki)
Son günlerde de “Stadium Arcadium” adlı yeni albümlerini ve “Dani California” single’larını yayınladılar. Bu albüm için şimdiden birşey demek biraz zor gibi görünüyor. Zaman gösterecek albümün ne kadar iyi veya kötü olduğunu.
Bütün bu değişikliklere,sarsıntılı dönemlere rağmen RHCP ilk günkü gibi ayakta ve genç. Öyle görünüyor ki bu adamlar ölene kadar beraberler ve genç kalmaya devam edecekler.
Biyografi :> Maksim Mrvica Šibenik
Mart 2, 2008 on 10:21 pm | In Biyografi, Yabancı Rock Grupları | No CommentsMrvica Šibenik, Hırvatistan’da doğdu. 9 yaşında Marija Sekso’dan piyano dersleri almaya başladı ve ilk halka açık performansını aynı yıl yapmıştır. Sadece üç yıl sonra ilk konser performansını yapmıştır. 1990′da savaş başlasa da bunun müzik kariyerini engellemesine izin vermemiştir.
Arturo Benedetti Michelangeli’nin öğrencisi olan Profesör Vladimir Krpan’ın öğrencisi olarak beş yıl boyunca Zagreb’deki Müzik Akademisinde öğrenim görmüştür. Daha sonra Budapeşte’de Franz Liszt Konservatuvarı’nda bir sene geçirmiş ve bu sene Nicolai Rubinstein Uluslararası Piyano Yarışması’nda birincilik ödülünü kazanmıştır. 2000′de Igor Lazko ile çalışmak için Paris’e gitmiştir ve 2001′de Pontoise Piyano Yarışması’nda birincilik ödülünü kazanmıştır.
Hırvatistan’a geri döndüğünde büyük bir ilgiyle karşılandı; birçok röportaj yapmış, televizyon programlarına katılmıştır. Kısa bir süre sonra Gestures isimli ilk CD’sini kaydetmeye başlamıştır. Bu albüm özellikle Hırvatistan’da büyük bir başarı kazanmıştır.
Kısa süre içinde Mrvica uluslararası müzik piyasasının da ilgisini çekti ve birçok önemli isim onunla ilgilenmeye başladı. 2003′de EMI Classics’den The Piano Player isimli albümü çıktı ve başta Asya olmak üzere uluslararası planda başarılı oldu. Albüm Singapur, Malezya, Endonezya ve Çin’de altın, Tayvan ve Hırvatistan’da platinyum ve Hong Kong’da çifte-platinyum statüsüne ulaşmıştır.
Görünüşü ve karizmasıyla da uluslararası markaların ilgisini çeken Mrvica’nın Singapur’daki sponsoru American Express olmuştur. Ayrıca Mrvica Chevrolet ve BMW’nin tanıtımlarında boy göstermiştir
Entries and comments feeds.
Valid XHTML and CSS. ^Top^
23 queries. 0.779 seconds.
Powered by WordPress with jd-nebula theme design by John Doe.